Wordpress eklentisi yazıyoruz: 2- Wordpress eklentisi yazmak için 4 neden
Wordpress Eklentisi Yazıyoruz serimizin ikinci yazısıyla karşınızdayım. Daha önce söylediğim gibi Wordpress eklentisi yazmak ile ilgili Türkçe kaynakların sayısı sınırlı. Bu nedenle bu yazı dizisinde elimden geldiğince işin bütün püf noktalarını gerek yabancı kaynaklardan çevirilerle, gerekse kendi bilgilerimle sizlere aktarmaya çalışacağım.
Bir blogcu neden Wordpress eklentisi yazmak ister?
Mevcut eklentileri mıncıklamak isteyebilirsiniz
Bazen mevcut eklentiler tam olarak sizin isteklerinizi karşılamaz. Aradığınız eklentinin internet üzerinde başka bir varyasyonunun da olmadığını düşünün… Artık tek bir seçeneğiniz kalır: o da eklenti yazarını, sizin istediğiniz özelliği eklentiye entegre etmesi için ikna etmek… Ancak eklenti yazarları genellikle, blog işleriyle haşır neşir insanlardır ve oldukça yoğundurlar ve bu nedenle isteklerinizin karşılanması çok uzun sürebilir. Ya da yaza,r sizin önerinizi eklentiye dahil edecek kadar değerli bulmayabilir. Bir diğer vahim durum da; pek çok eklentinin, yazarı tarafından uzun süre desteklenmemesi / geliştirilmemesi durumudur.
Sonuç olarak eklenti yazarı her zaman sizin isteklerinize karşılık verebilecek durumda olmayacaktır. Bu gibi bir durumda, mevcut eklentiyi kendiniz modifiye etmek ve ihtiyaçlarınıza uygun hale getirmek isteyebilirsiniz. Eğer yeterince iyi bir iş çıkarır ve eklentiye yeni özellikler katabilirseniz, eklentiyi istediğiniz gibi tekrar yayınlayabilirsiniz. Tabii orjinal eklenti GPL Lisansı altında yayınlanmış ise..
Eklenti geliştirmek isteyebilirsiniz
Bazen bir eklenti çok çok iyi geliştirilmiş olabilir ancak siz bu eklentinin üzerine kendi fikirlerinizi de koyup yeni bir eklenti yayınlamak isteyebilirsiniz. Örnek vermek gerekirse; mevcuttaki bir eklentinin AJAX ile daha verimli çalışacağını düşünebilirsiniz. Ya da eklentinin, diğer eklentilerle uyumlu çalışabilmesi için bir takım fonksiyonlar eklemek isteyebilirsiniz. Veya mevcut eklentiye bir admin paneli hazırlayıp daha verimli çalışmasını, veritabanı ile etkileşime girmesini sağlayabilirsiniz.
Her şeyden önce; eğer bir eklenti, GPL uyumluluk lisansı altında yayınlanmışsa, bu eklentiyi istediğiniz gibi geliştirip, kendi versiyonunuzu yayınlamakta serbestsiniz. Bunu aklınızdan çıkarmayın.
Para kazanmak isteyebilirsiniz
Ülkemizde, eklentilerden para kazanmak şu an için çok mümkün görünmese de, yurtdışında eklenti yazarları yaptıkları işler için bağış toplayabiliyor ya da eklentilerini ücret karşılığı satabiliyorlar. Özellikle tema geliştiricileri, kendi yazdıkları eklentileri de pakete dahil ederek biraz daha yüksek bir ücret talep edebiliyorlar. Eklentilerinizin İngilizce versiyonlarını da geliştirerek, ufakta olsa bu işten para kazanabilirsiniz.
Tanıtımınızı yapabilirsiniz
Özellikle ülkemizdeki yeni blog yazarları, bloglarını tanıtabilmek için başka bloglar ile link değişimi yoluna gidiyorlar. Ancak yazacağınız bir Wordpress Eklentisi sayesinde, blogunuzun adını bundan çok daha hızlı bir şekilde duyurma şansına sahip olabilirsiniz. Çünkü Türkçe bir eklenti yazıyorsunuz, çünkü blogosferin yararına bir iş yapıyorsunuz. Mesela geçenlerde AÖF Not Hesaplayıcı adındaki scriptimi yazdıktan kısa bir süre sonra binlerce kez kullanıldığını gördüm. Çünkü AÖF öğrencileri için gerçekten yararlı bir script olacağını düşünmüştüm ve öyle de oldu. İki hafta içerisinde 11.000 den fazla kez kullanılması da bunun bir göstergesi.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…
Kaynaklar:
Wordpress eklentisi yazıyoruz: 1- Giriş
Öncelikle şunu belirteyim: bu bir yazı dizisi olacak arkadaşlar. Yani tek bir yazıdan değil bir çok yazıdan oluşacak bir seri planlıyorum. Bu yazılarda adım adım nasıl Wordpress eklentisi geliştirebileceğimizi anlatmaya çalışacağım sizlere.
Türkiye’de Wordpress eklentisi geliştiren çok fazla kişi yok ve doğal olarak bu konuda yeterli Türkçe kaynak ve bol örnek de yok ne yazık ki. Umarım bu yazı dizisi ile, Wordpress’e nasıl eklenti yazılacağını adım adım öğreneceğiz. Serinin bir diğer özelliği de videolar ile desteklenecek olması. Yıllardır programcılıkla uğraşıyorum ve tecrübeme dayanarak söylüyorum ki programcılığı öğrenmenin en etkili yolu görsel olarak öğrenmektir. Birisi bir konuyu sesli ve görüntülü olarak anlattığında olayı kavramak daha kolay oluyor haliyle. Bu konuda şu an Web Deneyimleri‘nin sahibi Volkan Görgülü çok başarılı bir iş yapıyor ve bildiklerini görsel olarak okuyucularıyla paylaşıyor. Ayrıca Wordpress’e eklenti yazmak ile ilgili aşağıdaki Türkçe kaynaklar da işinize yarayabilir. Yazının devamı
Temiz Türk Blog Küresi [mim]
Bir mimi 1 ay sonra yanıtlayan var mıdır bilmiyorum ama geç olsun güç olmasın diyerek hemen konuya giriyorum. Fikirbozan yerinde bir konuya parmak basmış ve Temiz Türk Blog Küresi için neler yapılabileceği konusunda bir mim başlatmış. Daha sonra Web Öğrencisi de topu bana atmış.
1- Blog dünyamızda konu bakımından ne tür eksiklikler var. Örneğin bana göre haber yorum blog sayıları oldukça az, hatta yok.
Türkiye’de blog diyince akla ilk gelen, “Güzin abla öldüm ben, yandım ben, yok ondan bıktım yok şundan tırstım” tarzı bloglar. Üzülerek söylüyorum ki bu böyle. Açıkcası kendi adıma bu tarz “bunalım” blogları sevmediğimi belirtmek istiyorum. Ecnebi amcalarımız blog olayına çok çok farklı bir persfektiften baktıkları için daha şimdiden blog yazmayı bir sektör haline getirmeyi başardılar. Bence Türkiye’de eğitim konusunda içerik yazan blog sayısı çok az. Hepimiz blog yazıyoruz örneğin; “etkili içerik nasıl yazılabilir?, içerik yazarken nelere dikkat edilmelidir” tarzı bloglar açılsa bütün Türk blog yazarlarını etrafında toplayabilir. (bkz:Copyblogger)
2- Yazının kaynağını belirtme(me) huyumuz
Bu konuda yazmak ne kadar mantıklı bilemiyorum. Çünkü bunu daha önce defalarca tartıştık ancak bir çözüme ulaşamadık, ulaşamayacağız. Çünkü biz hazırı seven bir milletiz. Ordan burdan içerik çalıp yayınlayan bloglar, Türk Blog Küresini çöplüğe çevirdi. Hatırlarsanız daha bir kaç gün önce yazdığım yazımda bir blogun nasıl içeriklerimi arakladığını yazmıştım. Bizde şu zihniyet var: “Kaynak göstermeyim, ben yazdım sansınlar”. Yahu kardeşim ölürmüsün altına nerden alıntı yaptığını yazsan. Salak mı bu kadar millet, neyin orjinal neyin kopya olduğunu anlamayacak kadar? Dünyadaki örneklere bakın en büyük haber siteleri bile bir yerden alıntı yaptıklarını konunun altına link vererek belirtiyorlar. Biz bu zihniyetimizi değiştirmediğimiz sürece -ki değişeceğini sanmıyorum- bu böyle devam eder. “Eğitim Şart” diye boşuna dememiş Cem Yılmaz! -Geçen gün içeriğimi araklayan Electroblog, Fikirbozan’ın açtığı konuya “Blog olayını anlamaya başladım” yazmış 1 ay önce. Ama 2 gün önce gördüm ki halen alıntı ne demek anlayamamış!-
3- Popüler konular hakkında yazılar yazma huyumuz (dizi, film, msn, şarkı)
SEO yapacağım diye işin bokunu çıkaran bloglar bu kategoriye giriyor sanırım. Bazı blog yazarları Google’dan gelen ziyaretçilerin, onlar için herşey olduğunu sanıyorlar ancak yanılıyorlar. İçeriği yazmış olmak için yazarsanız o çok sevdiğiniz Google ziyaretçisi bir daha asla uğramaz blogunuza ey SEO ustasıyım diyen sevgili blog yazarları. Yeni bir dizi başladığında Google girip dizinin ismini aratın. Aynı gün içinde dizinin ismini içeren bir alan adı ya da blog açılmış oluyor. Dediğim gibi bu tarz blogların ömürleri çok kısa ama bu tarz blogları yollarından döndürmek de mümkün değil. Onlar sağ biz selamet!
4- Paylaşımcılık sıfır!
Türk blogları arasında sürekli takip ettiğim blog sayısı çok çok az. Bu takip ettiğim blogların sahipleriyle de az çok muhabbetim var. Hatta bazılarıyla sürekli fikir alışverişi yapıyoruz, yaptığımız işe sürekli yenilikler katıyoruz. Üzülerek söylüyorum ki bu irtbatta olduğum yazarların dışındaki bazı eski blog yazarları, eski olmalarının verdiği gaz ile diğer blog yazarlarından üstün sanıyorlar kendilerini ve herşeyi çok bildiklerini. Vazgeçin arkadaşlar bu işlerden! Biraz paylaşımcı olun, hani bilgi paylaşarak çoğalır dı? Bu mu sizin paylaşım anlayışınız?
5- Yorumsuz okuyucular
Bir blog yazarının yazdıklarına karşılık alacağı en büyük ödül sanırım yapılan yorumlardır. Ancak Türkler nedense yorum yazmayı pek sevmiyorlar. Okuyup geçiyorlar. Ya da abuk subuk değersiz yorumlar bırakıyorlar. Buna karşın Youtube’da bir kaç yüzbin izlenen videoların altına yazılan yorumların abukluğunu sanırım söylememe gerek yok.
Bu son maddeden sonra düşünüyorumda, Türkiye’de blogculuk nereye gider kestiremiyorum. Çünkü bizde, yüz yıllardır gelen oturmuş bazı şeyler var ve bunların değişmesi neredeyse imkansız. Türkiye’de blog yazan insanlar emeklerinin karşılıklarını gerçekten alamıyorlar. Bunun başlıca nedenleri ise kafa yapımız ve alt yapı imkanlarımız. Senelerdir değişmeyen bu iki kriter bu saatten sonra değişir mi bilen söylesin?
Eğer halen mimlenmedilerse paslarım: Ali Altuğ Koca, Henster, Ekubio, Alisko ve Hakkı Ceylan‘a.
Ne kadar hızlı yazabiliyorsunuz?
Hiç arkadaşlarınızın ne kadar hızlı yazdığınızı takdir ettiği oldu mu? Aslında klavye kullanan kişi ne kadar hızlı yazıyor olursa olsun, kendisi hızının farkına varamaz. Karşısındaki bir kişi de “abi ne kadar hızlı yazıyorsun” diyince, “ne diyor bu adam ya” der insan içinden. Gerçi önemli olan hızlı yazmak değil, kelime ve imla hatası yapmadan yazmaktır, orası da ayrı bir konu.
Yine de ne kadar hızlı yazdığınızı ölçmek istiyorsanız http://www.interstenoturk.com/test.html tam size göre. 3 kez denedim, en çok dakikada 401 vuruş yapabildim. Deneyenler skorlarını yazsın da bir bakalım ne kadar hızlıyız
Bu arada bu klavye testi tamamen Türkçe (:
Hatasız kul olmaz
Blog yazmak güzeldir keyiflidir, hatta bir şeyler üretip onu binlerce kişiye ulaştırmanın ve bu binlerce kişiden iyi yada kötü birer geri dönüş almanın verdiği tadı hiç bir şey vermez bence. Blog yazarken en sık karşılaşılan problemlerden bir tanesi de imla hatalarıdır. Sonuçta ufak bir imla hatası bile yazınızın okunma sayısını ve popülerleriği etkileyebilir. Malum, dünya nezdinde 3. sınıf dünya ülkesi gibi kabul gördüğümüzden dolayı kullanılan bir çok programda Türkçe imla yanlışlarını denetlemek için bir araç yok. Hatta bazı programlarda, bırakın imla düzeltgecini -bu kelimenin patenti bana ait : P -, Türkçe arayüz desteğini bile bulabildiğime seviniyorum bazen. Sonuçta bizler Türkçe blog yazan insanlarız, İngilizce blog yazanlar için bu bir problem değil çünkü en basitinden, Wordpress’in bile içine entegre edilmiş bir imla denetleyicisi bulunuyor. Ayrıca bu iş için yazılmış yüzlerce eklentiden bahsetmiyorum bile.
Bazen öyle anlar oluyorki, bir şeyden haberdar oluyorsunuz ve bunu hemen okurlarınızla paylaşmak istiyorsunuz. Artık o konu sizin için haber niteliği taşıyordur ve asla bekleyemez. Hemen yazıp yayınlamalısınız, yoksa rahat edemezsiniz. Artık buna blog yazma hastalığımı denir, paylaşım aşkı mı denir, ne denir bilmiyorum : ) Hal böyle olunca, yazdığınız yazıya şöyle bir göz gezdirip, yapılan cümle düşüklüğü ve imla hatalarını yakalama&düzeltme imkanınız ya çok kısıtlı oluyor ya da hiç olmuyor.
Bazı okurlarımdan, bazen yazıların içerisindeki imla hatalarını bildiren e-postalar geliyor. “Hocam bak şu şu yazında şurayı yanlış yazmışsın” şeklinde ve iyi niyetli geri bildirimler bunlar. Ancak bazen öyle dönüşler oluyor ki insan “Acaba beni makine mi sanıyor” diye düşünüyor ister istemez. Tabiki elimden geldiğince yazdığım yazılardaki imla hatalarına dikkat ediyorum ancak ne kadar dikkat etsekte yukarıdaki gibi durumlarda ister istemez imla hataları yapıyoruz, affola dostlar.

Hadi biz blog yazarları bu işi meslek olarak değilde, paylaşım aşkıyla yapıyoruz ama profesyonel olarak bu ve benzer işleri yapan insanlar da bazen bu hataları yapabiliyor. Bakın 17.03.2008 tarihli Hürriyet Gazetesi, ekonomi sayfasından bir haber size. Dimes ve Diren şaraplarının mimarı Vasfi Diren hakkında gerçekten ibret verici bir hayat hikayesi yayınlanmış. Yazının devamına ilerledikçe, alt satırlardan birinde, yazıyı yayınlayan editörün gözünden kaçan bir cümle düşüklüğüne rastladım. Çok önemli değil tabiki ama demek istediğim o ki, hepimiz insanız ve hata yapabiliriz.
Burada sözüm, içindeki 2 kelimesinden birisi küfür olan o yorumları yazan zat-ı muhteremlere. O yorumları ve yazarlarını burada yayınlayıp teşhir etmeyi ben de bilirim fakat onların seviyesine düşme gafletinde asla bulunmayacağım. Sadece karşısındaki insanı eleştirirken onun da bir insan olabileceği gerçeğini göz önüne alarak, kendilerine yakışır bir şekilde eleştiride bulunmalarını diliyorum.
Etkili blog yazmanın 15 kuralı
Web 2.0 ile hayatımıza artık daha samimi daha sıcak web siteleri/topluluklar girmeye başladı. Bir blogdan keyif alabilmek daha da önemlisi o bloga hergün girip okuyabilmek için, okuyucunun içeriği okurken kendinden birşeyler bulabilmesi gerekiyor. Blog yazarken klişe laflar kullanmaktansa kendi cümlelerinizle yazmak, okurlarınız ile empati kurmak, okuyucu kitleniz üzerinde çok önemli bir etki bırakıyor. Bunları yaptığınızda günden güne sadık ziyaretçilerinizin arttığını mutlaka fark edeceksiniz.
15 Fantabulous Tips to Better Writing adlı yazıda, blog yazarlarının okuyucularına keyif veren içerikler üretmesi için 15 kural yazılmış. Bu yazıyı da Bildirgeç’ten neoberg İyi Bir Yazar Olmak için 15 İpucu adlı yazısında Türkçe’ye çevirmiş. Kendisine bu güzel kaynağı dilimize çevirdiği için teşekkür ediyor ve her blog yazarının dikkate alması gereken bu önerileri mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.
- interaktif olun:Konuşuyor gibi yazın.Yazınızın okuyucuyla sohbet eder gibi bir havası olsun.
- Sadece inandığınız/ilgilendiğiniz şeyler hakkında yazın:Sadece sizin ilgilendiren,dikkatinizi çeken konularda yazmaya özen gösterin.Yalnızca okuyucuyu çekmek amacıyla yazmayın.Unutmayın ki sizi ilgilendiren konularla ilgilenen başkaları mutlaka vardır ve ilgili olduğunuz konulardaki yazılarınız daha etkileyici olacaktır.
- Örnekler,küçük hikayeler ve alıntılar kullanın:Yazınızın ilgi çekiciliğini artırın.Küçük hikayeler ve alıntılarla bunu sağlayabilirsiniz.
- Yazınızı gerçeklere dayandırın:İstatistiklerden faydalanın.Yazmaya başlamadan önce bir miktar araştırma yapın.
- Listeler kullanın:İçeriğinizi derli toplu bir şekilde sunun.Okunabilirliği olabildiğince artırın ve okuyucuyu yormayın.Örneğin ;liste kullanmaya dikkat edin.
- Alışkanlıklarınız belirleyin:Belirli alışkanlıklarınız dahilinde yazın.Yazılarınız arasında bütünlük olmasına dikkat edin.
- Fikirlerinizi not edin:Fikirlerin ne zaman sizi bulacağı belli olmaz.Her zaman cebinizde bir not defteri bulundurun.Aklınıza gelenleri unutmadan not edin.
- Dilinize dikkat edin:Argo kullanmaktan kaçının.Fakat abartmamak kaydıyla konuşma dili kullanabilirsiniz.
- Zamanı kontrol edin:Bir yazıyı yazmak için kendinize hedef bir süre verin fakat acele etmekten kaçının.
- Okuyucularınız için yazın:Okuyucuların ne istediğini araştırın ve ona göre yazın.Örneğin anketler yapabilir okuyucu isteklerini ölçebilirsiniz.
- İyi bir yazar olduğunuza inanın:Değil misiniz?
- Okuyun:Okumak yazar ile karşılıklı kahve içmek gibidir.Okumaya vakit ayırın ve öğrenin.
- Paha biçin:Her yazınıza maddi bir değer verin.Her seferinde daha yüksek fiyatlı yazılar yazmaya çalışın.
- Yazmayı sürdürün:
- Yazın
- Daha fazla yazın
- Daha da fazla yazın
- Hep daha fazla yazın
- Yazmak istemediğinizde de yazın
- Birşeyler yaptığınızda yazın
- Birşeyler söylemek istediğinizde yazın
- Hiç bir şey yapmadığınızda da yazın.
- Her gün yazın
- Yazmayı sürdürün
15.Bana inanmayın:Yazarken kural yoktur yaratıcılığınızı kullanın.






