Müşteri şikayeti
Müthiş bir müşteri şikayeti
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın.
Youtube dan video kaldırtmak
Son 1 yılda Youtube kaç kez sansürlendi ? Ben sayamadım açıkcası ve yarın tekrar sansürlenmeyeceğinin hiç bir garantisi yok. Çünkü neden, ülkemizde işi bilmeyen bir çok kişi ve kurum var. Adamın biri gidiyor “Youtube’da sakıncalı video var hakim bey” diyor. Hakim de videoya bakıyor, hakikaten sakıncalı bir video var. Buraya kadar herşey normal ya sonrası? Mahkeme, TK(Telekomünikasyon Kurumu)’na ilgili siteyi engellemesi için talimat veriyor. Bu dakikadan itibaren site sansürü yedi ve Türkiye’den erişilemez duruma geldi. Peki o video Youtube’dan kaldırılıyor mu? Ya da o videoyu Youtube’dan kaldırtmak için mahkemece herhangi bir girişimde bulunuluyor mu? Hayır! Bütün dünya o görüntüleri izlemeye devam ediyor ne yazıkki..
Zaten ne geliyorsa başımıza bundan geliyor. O sakıncalı videoları gördüğümüzde Youtube’a sakıncalı içeriği rapor etsek, belki de koskoca video sitesinin engellenmesi diye bir şey söz konusu olmayacak -Yine de bu kısımdan emin değilim, çünkü bizim mahkemeler, erişimin engellenmesinin en sağlam çözüm olduğunu düşünüyorlar. Neyse..-
Youtube’da eğer sakıncalı bir içerik görürseniz bunu Youtube’a rapor etmek çok kolay. İlgili videonun altındaki flag butonuna basın. Bunu yapmadan önce Youtube hesabınıza login olun. Sırasıyla HATEFUL OR ABUSIVE CONTENT/PROMOTES HATRED OR VIOLENCE ‘a tıklayın. Açılan küçük pencerede, neden bu videonun kaldırılmasını istediğinizi belirtmeniz isteniyor. Buradan da ETHNIC ORIGIN seçeneğini listeden seçin. Eğer eklemek istediğiniz bir şeyler varsa alttaki text box a güzel dileklerinizi bir güzel döşeyin ve FLAG THIS VIDEO butonuna basın.

Bitti mi? Hayır.
Bir videonun Youtube tarafından kaldırılabilmesi için en az 30 kez bu şekilde şikayet edilmesi gerekiyor. Aslında çok büyük bir rakam değil. Özellikle, Ülkemizi rencide edecek bu tarz videoları, çevremizdeki arkadaşlarımızla bu yöntemi paylaşarak kaldırtabiliriz. Şu an yeni başlayan bir Facebook kullanıcısının bile networkünde en az 50 arkadaşı var. Yani bütün olay, duyarlı davranmaktan geçiyor.
İş yerinde mobbing ve kendini bilmez yöneticiler

Mobbing kısaca iş yerinde duygusal taciz anlamına geliyor. Şöyleki, olumsuz bir durum karşısında, çalışma arkadaşlarının birbirlerini olumsuz fikirleriyle etkilemeleri buna örnek olabilir. Ya da kendini bilmez yöneticiler ve patronların çalışanalar üzerinde kurdukları baskılar, “yıldırma politikaları” da mobbinge örnek olarak gösterilebilir. Ülkemizde henüz çok yeni bir kavram olmasına karşın, bu konuda açılmış bazı davalara rastladım. İşte onlardan birisi;
Mobbing davasında tazminat kararı çıktı Jeoloji Mühendisleri Odası’nda çalışan Tülin Yıldırım işyerinde kendisine baskı uygulandığını ve psikolojisinin bozulduğunu belirterek “Mobbing” davası açmıştı. Ankara 8’inci İş Mahkemesi Yıldırım’ı haklı bularak odanın 1000 YTL para cezası ödemesine karar verdi. “DUYGUSAL TACİZ”Mahkeme gerekçeli kararını önceki gün yayınladı. Kararda, işyerinde duygusal taciz (mobbing) nedeniyle istenen manevi tazminat talebinin kabul edildiği belirtildi. Davacıdan 5 kez savunma istendiği, uyarı ve kınama cezaları verildiğini belirtirken yargılama aşamasında davacının iş akdinin feshedildiği de hatırlatıldı. Mahkeme, Medeni Kanun’un 2’nci maddesine ilişkin iyiniyet kurallarının çiğnendiğini belirtirken Yıldırım izindeyken “İşlerini aksattığı gerekçesi ile disiplin cezası verilmesini de” buna örnek gösterdi. Kararda, amirlerin Yıldırım’a uzaktan, yüksek sesle bağırarak, iş yapmasını söyledikleri, “sen bu işi beceremiyorsun” gibi sözlü saldırılara maruz kaldığı belirtilerek, işyerinde küçük düşürüldüğü de anlatıldı. Mahkeme, işverenin davranışlarını “İşçiyi yıldırmaya, psikolojik baskı uygulayıp genellikle de işten ayrılmasını sağlamaya yönelik davranışlar” olarak yorumladı. Kararda, “Toplanan delillerden davacıya üstleri tarafından kötü muamele yapılıp aşağılanarak psikolojik taciz uygulandığı, emeğiyle çalışarak kazanan davacı işçinin maddi ve manevi kayba uğratıldığı kanaatine varılmıştır” ifadesi kullanıldı ve Jeoloji Mühendisleri Odası’nın manevi tazminat ödemesine karar verildi. [via]
İşverenler neden yöneticilerini yeteri kadar denetleyemiyor? Denetim mekanizması bu kadar mı aciz? İş verenlerin tek önemli amacı kar etmek değil mi? E bunun için çalışan motivasyonunun tavan yapması gerekmiyor mu? Yok kardeşim öyle değil. Performansı tavan yapan çalışanı alacaksın, süreceksin, motivasyonunu yerle bir edeceksin ondan sonra da karşısına geçip “bu sene şunları yaptığın için sana “-b”, yuhh!
Sen çalışanın için ne yaptın ki ondan performans bekliyorsun ey yönetici. Adamın performansı tavan yapmışken sen onun motivasyonunu yerle bir etmek için tüm gücünle savaşmadın mı? Birde sinsi sinsi gülmedin mi karşısında.. Bu da yetmiyormuş gibi, “ben senin yanındayım, sana ihtiyacımız var” gibi martavallar etmedin mi? Zaten altında çalışan adamda salak, hatta doğuştan embesil ki senin söylediklerine kanıyor öyle mi? Sen öyle san ey yönetici!
Ne yapabilirsin ki? Kimi kime şikayet edebilirsin? Adam takmış bir kere. Bir üst yöneticisine çıktın dedin ki “bu bana böle böle yaptı, motivasyonumu bozdu, anama küfretti, kafama kalem attı bıt bıt bıt…” hayal gücüyle sınırlı söylenebilecekler. Ne diyecek bir üst yönetici: “Motivasyonu arttırmak için şöyle yapmalıyız, biz bir ekibiz, ekip içinde böyle şeyler olur, kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama birlikte çalışmak zorunda” vs vs..
Blograzzi den ayrılanlar kervanı hakkında bir iki kelam
Son günlerde, bir Blograzzi’den ayrılma sevdasıdır aldı başını gitti. Bende dayanamadım ve bu konu üzerine bir iki şey söylemek istiyorum. Benim aklımda kalan ilk Blograzzi’den ayrılan ise PARANTEZİCİHAYATLAR’dı sanırım. Neyse bir önemi yok. Bu arada son günlerde blograzziden ayrılanlar üzerine olsa gerek, nihayet bir açıklama yayınlanmış. Gözüme takıldı…
Teknoloji Herşeyim’i ilk açtığımda, bende Blograzzi’ye üye oldum ve blogumu yayınlamaya başladım. Sürekli güncellenen bir teknoloji sitesi olduğundan dolayı olsa gerek (neye göre sıralama yapılıyor inanın bilmiyorum) ilk günlerde, Blograzzi ana sayfadaki “En aktif bloglar” arasında göründü hatta en aktif bloglarda ilk sıraya bile çıktığı gün oldu. E tabi yeni açılmış bir blog için insan, “vay be ilk günden en tepelere çıktık” diye düşünüyor. Ama biraz etraflıca araştırınca aslında kazın ayağı başka..
Blograzzi forumlarını da defalarca dolaştım, neye göre hangi algoritmaya göre puanlama yapılıyor ve siteler üste çıkıyor ya da alta iniyor tam bir yanıt bulamadım. Arda Kutsal sağolsun kendince birşeyler açıklamaya çalışmış ama bu yeterli değil. Yani insan düşünüyor 1 gün önce siten 3000 küsürüncü sıradayken bir gün sonra nasıl oluyorda 1500 sıra birden yükselip 1500. sıralara çıkabiliyor. Neyse bunu da geçtim… Asıl meseleler daha da büyük.
Hani bir teorim vardıya, “blog ne kadar güncel olursa, RSS’den takipte olan Blograzzi bunu anlıyor ve blogu en aktiflerin arasında gösteriyor. Hayır efendim yok öyle birşey. Bir gün önce bakıyorum “en aktiflerde 2. sıradayım” ertesi gün -ki güncellemelere aynı tempoda devam etmeme rağmen- en aktiflerin arasından kaybolmuşum. Aldığım yorumlar verilen kıytırık puanlar ve favorilere ekleme meseleleri ise dün nasılsa bugünde öyle olmuş. Peki nası olmuşta bu blog en aktiflerde bir anda yok olmuş? Bunun da cevabı yok, çokta önemli değil zaten.
Birde günün blogu uygulaması var ki evlere şenlik.. Orda hergün bir günün blogu seçiliyor ama neye göre, kim, nasıl seçiyor bunlar devlet sırrı gibi saklanıyor. Bazen bir bakıyorsunuz, içerik olarak vasat, 2 gün önce açılmış blog günün blogu seçiliyor. Şahsen benim için günün blogu felan seçilmek çok bişey değil, eğer bu blogu birileri takip edecekse, zaten eder kardeşim mevzu bu değil. Olay “neye göre seçiliyor bu bloglar”??? Bu da muamma..
Ana sayfadaki ilk 20 ise maaşallah hiç değişmiyor nerdeyse. Aralarında gerçekten ilk 20 de olmayı hak eden arkadaşlarım da var. Bu insanlar gerçekten yerlerini hak eder derecede bir okuyucu kitlesine sahipler ve keyif veren içerikler üretiyorlar. Bunları katmayarak konuşuyorum..
Ama o ilk 20′de öyle isimler var ki blog bile değiller.. Misal, orada bir komünitenin ne işi var Allah aşkına. Burada kimse sanmasın ki Bildirgeç‘e gıcığım var ya da herhangi bir kuyruk acısı durumu söz konusu.. Asla.. Anlayamadığım bu ilk 20 neden hiç değişmiyor, blog bile olmayan o sitelerin orada ne işi var..
Bir diğer konu, Google, Alexa gibi sitelerin değerleri neden blograzzi de geç güncelleniyor yoksa ellemi güncelleniyor? Anlayabilmiş değilim.
Ha, bana Blograzzi’nin herhangi bir katkısı oldumu? Orada aldığım 3-5 yorum dışında ne doğru dürüst ziyaretçi getirdi, ne de tanıtıma bir katkısı oldu.
Yazdıkça yazası geliyor insanın Blograzzi’nin bitmek bilmeyen problemleri hakkında. Ama bende konuyu fazla uzatmak istemiyorum. Bir tepki olarak Blograzzi’den ayrılmayı düşünüyorum bende. Gerçi bu seferde kendini bilmez bazı densizler reklam için Blograzzi’den ayrılıyorsunuz gibi laflar edecekler ama hiç önemli değil.
Bu yazı asla kimseyi kötülemek için yazılmadı. Sadece Arda‘nın biraz öz eleştiri yapması gerekiyor. Blograzzi gibi bir markayı yarattıktan sonra böyle boşvermişlik, böyle vurdum duymazlık, böyle çifte standart olmamalı. Arda Kutsal’a nacizane tavsiyem, “Blograzzi marka olma yolunda ilerlerken, biraz silkelenip kendine gel ve üyelerinin sorularını cevapsız bırakma” şeklinde olacak…
Bu yazıyı benim cache blogumda daha önce yayınlamıştım ancak olaylar ayyuka çıkınca buraya taşıdım.
Microsoft, bir müzikseveri sağır etti iddiası
Micorosoft’un başı davalardan kurtulmak bilmiyor. Bu kez de Microsoft’un ürettiği Zune, bir adamın sağır olmasına yol açmış ve adam da Microsoft’u mahkemeye vermiş.
Davayı açan Joel Geddis adlı vatandaş, Zune ile müzik dinlerken birden bire kulaklıklardan kesintisiz bir şekilde elektrik akımına maruz kaldığını iddia etti. Yine iddia ya göre, bu şoktan sonra Geddis’in kulağından kan ve garip bir sıvı gelmiş ve akabinde oldukça fazla ağrı hissetmiş.
Bunun üzerine Microsoft şikayetçi vatandaşın sağlık raporlarını istemiş ve arızalı Zune’u değiştireceğini söylemiş. Bana pek inandırıcı gelmedi bu olay açıkçası ama ne olacağı bilinmez tabiki. Belki de Microsoft’u dava ederek milyon $ dolarlar kazanmayı hayal eden birisidir bu adam kim bilebilir? Geddis sesini duyurmak için bir de web sitesi açmış.
Telekom a sabit ücret davası açmak
Geçenlerde şurada okuduğum haberde bir vatandaşın, Telekom’un sabit ücretlerinden canının yanması üzerine Tüketici Hakem Heyetine başvurduğu ve haklı bulunduğu yazıyordu. Ve bence bu haksız kazançların bundan sonra Telekomun cebine gitmemesi için oldukça güzel ve bir o kadar da örnek bir girişimdi. Vel-hasıl kelam adam açtığı davayı kazanmış ve Telekom o vatandaştan bilmem kaç yıldır aldığı sabit ücret paralarını geri iade etmek zorunda kalmış.
Dün posta kutuma “Telekom’a başvuru dilekçe örneği” şeklinde bir mail geldi. Eğer sabit ücretlerden canınız yandıysa faydalı olabilecek bir dilekçe örneği. Bu arada hatırlatayım Tüketici Hakem Heyet’ine yapılan başvurular için cebinizden herhangi bir para çıkmıyor. Tüketici hakem heyeti dilekçe örneği için buradan..






