“Hayır” diyebilir miyim?

Eylül 19, 2008 tarihinde Hakan Yamanoğlu tarafından yazıldı

Satış sektörünün alıp başını gitmesinin ardında belli başlı nedenler var. Satış esasında, “istediklerinizi karşınızdaki insana yaptırabilmeniz için gereken ikna sürecidir”. Bu felsefeden yola çıkan büyük kurumlar, ne yazık ki bu felsefenin dışına çıkıp satış ekiplerini çok agresif yetiştiriyorlar. Amaç müşteri memnuniyetinden çok “satış satış satış”! Ancak bilmiyorlar ki karşılarındaki insanı memnun etmeden, onun ihtiyaçlarına cevap bulmadan yapılan satışlar çok kısa zamanda ellerinde patlayacak. Aslında biliyorlar ama işlerine gelmiyor. Vur kaç taktiği daha kolay.. Yazının devamı

Kendini açık arttırmaya çıkaran futbolcu

Mart 26, 2008 tarihinde Hakan Yamanoğlu tarafından yazıldı

Bu tarz haberleri hep yurtdışından duyardık ama bu seferki örnek Türkiye’de ve Gitti Gidiyorda yaşandı. Kendini Fantastik Forvet adıyla adıyla açık arttırmaya çıkaran Engin Kodan adlı amatör küme oyuncusu, 6100 YTL ile sonuçlanan açık arttırma sonucu yeni klübüne transfer oldu. İmesspor adlı amatör klüpte oynayan futbolcu, 21.836 tekil kullanıcının ilana bakmasından sonra İstanbul bölgesinden bir klübün açık arttırmayı kazanması sonucu yeni klübüne kavuştu. İşin daha da komiği isteyen klüpler 554,08 YTL taksitle de Engin’i transfer edebiliyor : )

Engin öyle çok bişey de istememiş zaten, ilanı şu şekilde vermiş.

fantastik-forvet.jpg

Merhabalar
 
Ben Engin KODAN
Kendime oynayacak yeni bir takım arıyorum.
 
Kendimi daha geliştire bileceğim ve beni 3.lige çıkaracak bir takım yada 3.ligden bir takımla sözleşme yenilemek istiyorum.
 
Futbola 2002 yılında Ümraniye Sporda başladım,
Genç takında 1 sene oynadıktan sonra A Takımına yükseldim,
2006 Yılında Çengelköy A Takımında 1.Amatör kümede oynadım oseneyi şampiyon olarak tamamladık,
2007 Yılında İmes Sporda Oynadım,
 
Genel Özellikleri
 
Boy                      :  171
Kilo                      : 65
Yaş                      :25
Mevki                  : Forvet
Toplam Mac        : 40
Atığım Gol           : 32
Asist                    : 20

Yaratıcılıkta cidden sınır tanımıyoruz. Komik filan görünüyor ama adam kendini istediği gibi bir klübe pazarlamış bile. Bundan önce de Bilkent’linin Donu adlı yaratıcı bir projeyle karşılaşmıştık hatırlarsanız. Sırada ne var merak ediyorum şimdiden : )[via]

Birol Doğan haberine Acun dan yalanlama

Mart 1, 2008 tarihinde Hakan Yamanoğlu tarafından yazıldı

Geçenlerde Var mısın Yok musun adlı yarışmadaki esrarengiz bankacı Hamdi Bey‘in gerçek kimliğinin, yarışmanın studyo şefi olan Birol Doğan olduğu ortaya çıkmıştı. Hala o yazıda yazdığımı savunuyorum ben, bu Acun‘un pazarlama taktiklerinden birisi. Var mısın Yok musun gerçekten çok tutan bir yarışma oldu Türkiye’de. Bu tip haberlerle de ününe ün katmaya devam ediyor. Acun bence çok zekice bir iş yapıyor çünkü insanlar esrarengiz şeyleri severler : )

Geçen günlerde yayılan bu haberden sonra Acun Ilıcalı bir açıklama yapmış ve Hamdi Bey‘in gerçek kimliğinin Birol Doğan olmadığını varmisin.jpgsöylemiş. Bu haberi ortaya atan Aktüel dergisi yazarı Özsel Tortop ise yaptığı haberin doğru olduğunu ve bizzat Birol Doğan ile yaptıkları telefon görüşmesine dayanarak bu haberi yaptığını söylemiş. Yani Tortop‘a göre Hamdi Bey gerçekten Birol Doğan. Tortop, Acun’un bu haberi yalanlamasına içerlemiş olacak ki Sabah gazetesi aracılığıyla bir basın açıklaması yayınlamış ve gerekirse Birol Doğan ile yaptıkları konuşmaların kaydını ilgili kişilere verebileceğini söylemiş. Ne yarışmaymış kardeşim, günlerdir gündemi meşgul etmeyi başarıyor.

Bir kez daha helal olsun diyorum Acun Ilıcalı‘ya. Pazarlama tatktiklerini sonuna kadar ve çok iyi bir şekilde kullanıyor.

Var mısın Yok musun yarışmasıyla ilgili yaptığım haberde “Bankacı Hamdi Bey”in daha önce Acun Firarda programındaki “gizemli kameraman Feridun” olduğunu, yapım şirketinde stüdyo şefi olarak çalışan Birol Doğan’ın aynı zamanda yapım şirketinin basın halkla ilişkilerini de yürüttüğünü yazmıştım.Ancak Acun Ilıcalı’nın bugün yaptığı açıklama üzerine haberi yalanlanan gazeteci olarak açıklama yapma gereği duydum.
Öncelikle haberimde Birol Doğan ile ilgili yazdığım her kelime, kaynağı belli olmayan bir bilgi değil, bizzat Birol Doğan ile yaptığım telefon görüşmeleri sonucunda yazılmıştır. Telefon görüşmeleri Acun Ilıcalı’nın yardımcısı Tanem Sivar’ın da bilgisi dahilindedir.Aslında bu yalanlamayı beklemiyordum dersem yalan olur. Zira Birol Doğan, gizemli banka müdürü Hamdi Bey’in kendisi olduğunu açıkladığımız taktirde, bunu rahatlıkla inkâr edebileceğini telefon görüşmemizde zikretmişti.

Ancak unutmamalı ki, elimizde telefon görüşmelerinin bant kaydı mevcuttur. Diledikleri taktirde Acun Ilıcalı dahil olmak üzere herkes bu kaydı dinleyebilir.

Yazarsınız, yazarsınız, birisi gelip Alt+F4 yapar

Şubat 22, 2008 tarihinde Hakan Yamanoğlu tarafından yazıldı

manyakOturmuşsunuz ofiste, işleriniz bitmiş neredeyse, pazarlama stratejileri üzerine çok güzel bir fikir gelmiş aklınıza ve başlamışsınız yazmaya harıl harıl. Konu konuyu açtıkça yazdıkça yazıyorsunuz. Tam taslağı bitirmişsiniz ve son rotüşler, imla hataları, verilecek linkler ve konacak resimler kalmış yalnızca. Bir telefon geliyor cebinize, telefonun ucundaki, bir müşteriniz. Birşeyler soruyor, sordukça soruyor. Baktınız ki konu uzayacak masanızdan kalkıp rahat bir yer aramaya koyuluyorsunuz. Telefondaki müşteriniz öyle sorular sormuş öyle yormuş ki sizi, bir an az önce yazdığınız Pazarlama Stratejileri konulu içeriğiniz bile aklınızdan çıkmış.

Telefon görüşmesi bitmek üzereyken masanıza doğru yaklaşmaya başlıyorsunuz. Masa menzilinize girmiş.Ve bir silüet masanızda. Çalışma arkadaşınız birşeylere bakıyor sizin bilgisayarınızda ve ekranda Wordpress Yeni Yazı Ekle sayfası açık. Öyle bir hamleyle Alt+f4 yapıyorki hayırrrrrrr…

Demeye kalmadan wordpress sayfası kapanıyor. Diyeceksinizki, “kardeşim wordpress otomatik kaydediyor yazılanları belli periyotlarla”. Etmedi işte kardeşim etmedi.. Yazının bir bölümünü kaydetse içim yanmayacak ama etmedi işte!

İşte o anda Amerikalı zencilerin deyimiyle kendinizi “Lanet olası bir pislik gibi” hissediyorsunuz. Ağzınızdan birşeyler çıkmak istiyor ama artık çok geç. Öylece kala kalıp, mesai bitsede eve gidip baştan başlasam diye debelenmeye başlıyorsunuz. Çalışma arkadaşınız ise ne yaptığınızdan habersiz “ayyy pardon” diyip sıyrılıyor işin içinden.

Şimdi siz söyleyin hangi birine yanayım?

cache.teknolojiherseyim.com

Şirketlerin Logo Evrimi

Şubat 8, 2008 tarihinde Hakan Yamanoğlu tarafından yazıldı

Büyük teknoloji şirketleri uzunca süredir faaliyetlerini devam ettiriyorlar. Peki bu şirketlerin logoları kaç yılında nerede doğdu ve yıllar içinde nasıl evrim geçirerek bugünkü haline geldi? Netorama çok güzel bir araştırma yapmış ve teknoloji şirketlerinin nasıl kurulduklarını ve logolarının günümüze gelinceye kadar nasıl metamorfoz gerçirdiğini araştırmış. Yazının orjinalinden de alıntılar yaparak sizlerle paylaşmak istiyorum. Hadi hepsi neyse de Nokia’nın logosunun bir “balık” tan ibaret olduğunu görünce şaşkına döndüm :)

ADOBE

Adobe Logo

1982 yılında, 40 lı yaşlardaki iki programcı olan John Warnock ve Charles Geschke çalıştıkları Xerox’dan ayrılarak kendi şirketlerini kurma kararı verdiler. Şirketi kurduktan sonra ilk odaklandıkları şey ise PostScript oldu. Warnock ve Geschke, Adobe’u kurduktan sonra para kazanmak için her türlü kazanç kapısını zorladılar. Geschke’in 80 yaşındaki babası, raf olarak kullanmaları için bir eşya verirken, Warnock’ın karısı da Adobe’un ilk logosunu tasarladı.

Apple

logo-apple.gif

Apple diyince akla ilk gelen isim pazarlama dehası olan Steve Jobs oluyor. Belki bir çoğunuz Steve Jobs’ın hikayesini okumuştur ama geçen yıl birlikte çalışma fırsatı bulduğum sevgili Tunç öyle güzel anlatmışki affına sığınarak “Aç Kal Budala Kal” adlı yazısından alıntı yapıyorum.

Yakalandığı kanserden dolayı ölümle burun buruna gelince “Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın” deyişini yaşamının da parolası yapmış.

Steve Jobs “Aç kal, budala kal” diyor gençlere.

“Stay Hungry. Stay Foolish.” Başarı ve tükenişi uç noktalarda yaşamış biri olarak gerekirse dünyanın sana sunduklarından vazgeç, hatta okula bile gitmeyebilirsin ancak asla maceracı ruhundan taviz verme önerisinde bulunuyor.”Yüreğinin ve sezgilerinin sesini dinle; onlar seni yanıltmaz. Neyi sevdiğini bul.” Aşık olacağın, büyük bir tutkuyla inanacağın işin sana zaten istediğin başarıları getirecek.

Evlenmemiş annesi 1955 yılında Steve’i doğurup evlatlık vermiş. Onu evlatlık alan anne üniversiteyi, baba ise liseyi dahi bitirmemiş. 17 yaşında üniversiteye başlıyor ancak ailesinin karşıladığı okul parasına değmeyeceğini düşünüp 6 ay sonra bırakıyor okumayı. Yani o da ailesi gibi üniversite mezunu değil. Hayatındaki birçok başarısını ise işte bu kararına bağlıyor.

Kısa bir süre Atari’de çalıştıktan sonra 20 yaşındayken arkadaşı Steve Wozniak ile ailesinin garajında Apple‘ı kuruyorlar. İlk sermayesi de eski VW minibüs ve hesap makinasını satarak kazandığı paradan oluşuyor.

Apple I, Apple II, Apple III denemelerinden sonra 30 yaşına bastığında Macintosh da çıkıyor görücüye. Apple’ın başkanlık koltuğu için “Ömrünün sonuna kadar sadece şekerli su mu satmak istiyorsun yoksa dünyayı mı değiştirmek istiyorsun ?” diyerek Pepsi Cola’dan (CEO) ayarttığı John Scully ile daha sonradan anlaşamıyor, herkesin önünde kavga ediyor ve kendi kurduğu şirketinden kovuluyor. Yıl 1985.

Steve Jobs ise “İyi ki kovmuşlar” diyor. NeXT Computers ve daha sonra da Pixar Animation Studios‘u kuruyor. Daha sonra Apple’da işlerin kötü gitmesi üzerine 1996′da danışmanlık yapmaya başlıyor. 1997′de ise ne yapıp edip Apple’ın NeXT’i satın almasını sağlıyor ve yeniden başkan oluyor kurduğu şirketine. Yıllık 1 dolarlık maaşıyla Guiness Dünya Rekorları’nda en düşük maaşlı CEO ünvanına sahip. [Alıntı: Fikir Atolyesi, Orjinal Hikaye Apple II History]

Apple’ın kurulduğu yıl Steve Jobs, ağırdan giden satışlarının nedenini, kullandıkları ve oldukça karmaşık olan Isaac Newton’ın elma ağaçları altında oturduğu bir kareden oluşan logolarına bağlıyor(bu logoyu Ronald Wayne yaratmış). Rob Janoff’ı yeni bir logo tasarlaması için görevlendiriyor ve ortaya uzun yıllar kullanılacak olan gökkuşağı desenli modern Apple logosu çıkıyor. Steve Jobs’ın geri dönmesinin ardından firma kullanmış olduğu gökkuşağı desenli logosunu (Mike Scott’a göre bu güne kadar tasarlanmış en pahalı logo buydu) 1999 yılında tekrar modernize ediyor ve günümüzdeki halini alıyor.

CANON 

logo-canon.gif

150px-jiuhuashan_bodhisattva_image.jpg

1930 yılında Goro Yoshida ve eniştesi Saburo Uchida, Japonya’da Precision Optical Instruments Laboratory’i kuruyorlar. 4 yıl sonra ise Kwanon adını verdikleri ilk kameralarını tasarlıyorlar. Logoyu ise Budist Bodhisattva‘dan esinlenerek tasarlıyorlar. Bu soğuk logoya rağmen şirket, hem okunurken daha kulağa hoş gelen kısa bir kelime olduğu için hemde yine okunuşta Kwanon’a çok benzediği için ayrıca Japonca’da “hassasiyet” anlamına geldiği için Canon ismini tescil ettiriyorlar. Bu slogan ilerleyen yıllarda Canon’un karakteristiğini belirlemiş oldu.Yıllar içinde Canon logosu ufak değişimlere uğrayarak günümüzdeki haline geldi.

GOOGLE

logo-google.gif

1996 yılında Stanford Üniversitesi doktora öğrencileri olan Larry Page ve Sergey Brin ileride Google olarak anılacak bir arama motoru geliştirdiler.Bu arama motoru BackRub olarak biliniyordu. Anlamı ise,websitelerin back-link lerini çeşitli algoritmalar ile araştırmasından geliyor. Daha sonra Googol kelimesi üzerinde oynayarak bugünkü Google’ı yaratıyorlar. Googol sözcüğü Milton Sorotta adlı matematikçini, 1 ve onun ardından gelen 100 sıfırın oluşturduğu sayıyı belirten bir matematiksel terimden geliyor. Google’ın bu felsefeyi kullanmak istemelerinin nedeni, tüm dünyadaki bilgileri bir araya toplama misyonlarından kaynaklanıyor.

logo-google-1998.gif

İki yıl sonra Larry ve Sergey geliştirdikleri teknolojiyi Internet Portallarına pazarlamak için bir kaç ziyaret yapıyorlar ancak kimse buldukları bu teknolojiyle ilgilenmiyor. Açtıkları her kapı kapanınca, Google serüveri arkadaşlarının garajında 1998 yılında başlıyor. İlk Google logosu Sergey Brint tarafından yaratılıyor. Daha sonra GIMP grafik programı ile Yahoo’nun ünlem işaretini (Yahoo!) taklit eden bir logo tasarlıyor. En sonunda Stanford Üniversitesi Sanat Dalı Profesörü Ruth Kedar , Google’ın bugün kullandığı logoyu tasarlıyor.

logo-google-doodle-first.gif

İlk Google Doodle‘ı Burning Man Festivali için yaratılmış (1999) Google bilindiği gibi, özel günlerde, ünlü kişilerin ve firmaların kuruluş yıldönümlerinde, ülkeler için anlam ifade eden günlerde, o günün anlam ve önemini belirten özelleştirilmiş bir logo kullanıyor ve bunun adı da Doodle. İlk Doodle 1999 yılında Burning Man Festivali için hazırlanmış. Google Doodle’larını Dennis Hwang çiziyor.

IBM

logo-ibm.gif

1911 yılında Intenational Time Recording Company(ITR, 1888) ve Computing Scale Company (CSC, 1891) bileşiyor. (IBM ismi henüz ortalıkta yok). 1924 yılında, şirket International Business Machines Corporation adını benimsiyor, yeni ve modern bir logo hazırlıyor. Bundan böyle şirket, Personel programları, tartı aletleri, et kesme makinaları ve delikli kart üretmeye başlıyor. 1940 yılında IBM, delikli kart üretiminde, bilgisayarlarla yönetilen yeni bir sisteme geçiş yapıyor. Bu dönemde şirketin CEO’su ise Thomas J. Watson. 1947 yılında ise IBM, kullandığı logoda ilk defa radikal bir değişikliğe giderek sadece harflerden oluşan bir logo tercih ediyor.
1956 yılında IBM şirketinin başkanı Watson koltuğundan iniyor ve yerine oğlu Paul Rand geliyor. Gelmesiyle birlikte IBM logosu biraz daha 3 boyutlu ve sert bir hal alarak tekrar yenileniyor. IBM logosu en büyük değişimi ise (gerçi logoların hangi biri büyük değişim yaşamamışki) 1972 yılında yine Raul Rand döneminde yaşıyor. Yatay çizgilerden oluşan ve Rand’ın değimiyle “hız ve dinamizmi” simgeleyen günümüzdeki halini alıyor.

LG

logo-lg.gif

LG, kurumsal hayatına 2 farklı şirket olarak başladı. Bunlar kozmetik ürünleri yapan Lucky(ya da Lak Hui) Chemical Industrial(1947) ve radyo ürünleri üreten Goldstar dı. Lucky Chemical, Kore’de yarattığı Lucky Cream ile ün kazandı. Hollywood’un henüz meşhur olmamış starı Deanna Durbin tarafından da büyük ilgi gördü ve çok iyi satış rakamları yakaladı.
Goldstar ise sadece radyo ile alakalı elektronik ürünlerin üretimini yapıyordu. 1995 yılında Lucky ve Goldstar isimlerini LG Electronics olarak değiştiriyorlar. Ve LG bir cheabol (Güney korede holding) haline geliyor. En son logo da ise bundan böyle LG’nin sloganı “Life is Good” (Hayat güzeldir) olarak kalıyor.
Çok ilginç bir ayrıntıda, LG’nin, firma adlarının Lucky ve Goldstar kelimelerin başharflerinden geldiğini reddetmesi. Yani sadece LG.

MICROSOFT

logo-microsoft.gif

Firma 1975 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Washington eyaletindeki Seattle kentinde iki üniversite öğrencisi tarafından kurulmuştur. Bu iki girişimcinin vizyonu “her ev ve her masada bir bilgisayar”dı.

Popular Electronics dergisinin 1 Ocak 1975 tarihli sayısında Altair 8800 bilgisayar sisteminin tanıtımını okuduktan birkaç gün sonra Bill Gates bilgisayarın tasarımcısı MITS (Micro Instrumentation and Telemetry Systems) ile temasa geçti. Ekibi ile birlikte Altair 8800 üzerinde çalışan BASIC programlama dili geliştirdiklerini belirtti. Paul Allen MITS‘e programın tanıtımını yapmaya gitti. Paul Allen Altair 8800′i daha önce kullanmamış olmasına karşın tanıtımı başarılı oldu. Tanıtımın sonunda MITS Bill Gates ve Paul Allen’dan Altair bilgisayarları için BASIC programlama dilinin telif hakkını satın aldı. Karlı bir iş fırsatı yakaladıkları düşüncesiyle Bill Gates Harvard Üniversitesi‘ndeki hukuk eğitimini yarıda bırakıp New Mexico eyaletinin Albuquerque şehrinde Microsoft firmasını kurdu.

Firma ilk uluslararası bürosunu 1 Kasım 1978′de Japonya’da açtı. 1 Ocak 1979′da şirket merkezini Washington eyaletinin Bellevue şehrine taşıdı.

Aradan geçen yıllar ile Microsoft bir dünya devi olmuş, sahibi Bill Gates’i dünyanın en zengin kişisi haline getirmiştir. Ancak bu zenginliği herkesin düşündüğü şekilde sadece geliştirdiği işletim sistemini satarak değil ayrıca sektörde ki büyük açıkları kapatabilecek nitelikte yazılan programların daha kendisi için risk teşkil edecek aşamaya getirmeden satın almasıyla başarabilmiştir.[Kaynak: Wikipedia]

Logo’nun tarihçesi

1982 yılında, Microsoft’un o dönemdeki logosu “O” harfinin, Microsoft” kelimesinden ayrıştırılmasıyla ortaya çıktı ve Microsoft personelleri tarafından “Blibbet” olarak adlandırıldı.1987 yılında Microsoft logosu tekrar değişeceği zaman Microsoft personellerinden Larry Osterman, “Blibbet’i kurtarın” adında bir kampanya başlatarak eski logonun değişmemesini sağlamak istedi ancak başarılı olamadı. Söylentiye göre, Microsoft’un kafeteryasında Blibbet Burger adında, domuz pastırmalı bir cheeseburger üretildi bu yıllarda.
1987 yılında, Scott Baker “O” harfinin üzerine kesikler atarak mevcut logoyu oluşturdu. Bu logoyu yaparkende Pac-Man oyunundan esinlendi. Bu yüzden şirket içerisinde Microsoft’un bu yıllardaki logosu Pac-Man Logo olarakta biliniyor.
1994 yılında Microsoft, 100$ milyon dolarlık bir reklam kampanyası ile birlikte yeni sloganını duyurdu: “Where do you want to go today” (Bugün nereye gitmek istersin) Tabi bu sloganla daha sonraları oldukça dalga geçildi. 1996 yılında, bu sloganla “what kind of error messages would you like today?” (Bugün ne tarz bir hata mesajı istersin) şeklinde dalga geçildi. Ve Microsoft bu sloganı kaldırdı. Daha sonra Microsoft kendine yeni sloglanlar buldu, “Make it Easier”, “Start Something”, “People Ready” ve “Open up Your Digital Life” oldu. Yerleşik slogan ise “Your potential. Our passion” oldu. Logo tarihçesi için kaynak.

MOTOROLA

logo-motorola.gif

Motorola, 1928 yılında Paul Galvin tarafından, Galvin Manufacturing Corporation adıyla kuruldu. 1930lu yıllarda Galvin, araba radyoları üretmeye başladı ve bu radyolara “Motorola” adını verdi. Motorola ismini de Motor kelimesinin sonuna o zamanların popüler bir eki olan “ola” yı getirerek yarattı. Şirket 1947 yılında ismini Motorola Inc. olarak değiştirdi. Motorola 1980 lerde, ticari olarak hücresel telefonlar üretmeye başladı.

“M” şeklindeki logo, rütbe anlamına gelen “insignia” kelimesinden geliyor ve bu loho 1955 yılında tasarlandı.(şirket içinde emsignia diye tabir ediliyor) Şirket başkanının söylediğine göre, iki tane diket üçgenden oluşan bu logo, şirketin liberal bakış açısını sembolize ediyor.[bkz]

Yazının devamı

16GB’lık iphone geliyor

Şubat 6, 2008 tarihinde Hakan Yamanoğlu tarafından yazıldı

Nereye geliyor? Türkiye’ye mi? Çok bekleriz..

iphone çıktığı günden beri hem adından hala söz ettirmeyi başarıyor hem de 4 milyonu aşan satış rakamı ile, resmen bir pazarlama dehası olan Steve Jobs ‘ın cebini doldurmaya devam ediyor. Avrupa ve Amerika’da halihazırda satılan iphone’un ülkemize ne zaman geleceği ise merak konusu.

Steve Jobs, kapasite ile ilgili gelen geri bildirimleri dikkate almış olacak ki iphone için 16gb lık bir modeli resmi olarak duyurdu. -şu an en yüksek kapasiteli iphone 8gb- Bu yeni iphone’un eski 2 kardeşinden kapasite dışında hiç bir farkı yok. Merakla beklenen 3G desteği sunuldu sanarak bende harıl harıl araştırdım ama ne yazıkki bu yeni iphone’da da 3G* desteği yok. Tabi daha 4GB ve 8GB lık iphonelar ülkemizde satışa sunulmamışken, 16GB’lık iphone’un ne zaman ülkemize geleceğini tartışmanın luzumu yok. Ve fakat şöyle bir durumda söz konusu;

Telekomünikasyon Kurumu, ülkeye kaçak cep telefonu girişini engellemek için imei kaydı muhabbetini başlattığından beridir, ülkemizde satışa sunulmayan telefonları daha da fazla görür olduk etrafta. Nitekim iphone, Doğubank” gibi yerlerde kolaylıkla bulunabiliyor. Tabi garantisi olmayan bir telefona tonla para vermek akıl karımı bilinmez, hele ki yarın öbür gün TK tarafından kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa, o canım iphone elinizde patlayabilir.

Güncelleme: 16GB Apple Iphone, Apple Store‘da resmi olarak satışa çıktı.

steve jobs iphone

*3G: Kaynak: Wikipedia

3. Nesil GSM Hizmetleri (3G ya da 3K) üçüncü nesil kablosuz telefon teknolojisilerine verilen genel addır. Aynı 1G ve 2G gibi, hücresel bir ağ sistemi kullanır. 3G teknolojilerine örnek olarak Universal Mobile Telecommunications System (yani Evrensel Mobil İletişim Sistemi) anlamına gelen UMTS verilebilir. Bunun yanında Kuzey Amerika’da kullanılan CDMA2000 ve Japonya’da Freedom of Mobile Multimedia Access (Mobil Çoklu Ortam Erişimine Özgürlük) anlamına gelen FOMA standardları da bir 3G teknolojisidir.

UMTS klasik frekans veya zaman çoklu iletişim (multiple access) tekniklerinden prensip olarak cok farklı olan kod çoklu iletişim CDMA (Code Division Multiple Access) teknolojisini kullanir. Bir çeşit dağınık frekans (spread spectrum) tekniği olan bu teknolojide kullanıcılar 5MHz genişligindeki aynı banttan haberleşirler. Her vericinin sinyali özgün bir yonga koduyla çarpılarak (bu kodun hızı 3.84Mchips/s) 5MHz genişliğindeki spektruma yayılır. Alıcı da bu spektruma yayılmış sinyali aynı yonga koduyla çarparak veriyi elde eder.

3G’nin 2G’ye göre getirmiş olduğu en büyük yenilik taban olarak alınan verinin ses değil sayısal veri olmasıdır. Buna ek olarak, 3G sisteminde cihazlar bant genişliğini sadece veri alışverişi sırasında işgal ederler. İlk örnekleri Japonya’da 1998 yılında kullanıma açılan bu teknoloji, 2003′ten itibaren Avrupa’ya da gelmiştir.

Gedikgross, 399YTL Playstation rezilliği

Şubat 4, 2008 tarihinde Hakan Yamanoğlu tarafından yazıldı

Dün sizlerle paylaştığım 399YTL’Ye Playstation yazısını hatırlarsanız; Gedikgross yeni açtığı Pazartesi Sendromu adlı alışveriş sitesinde her pazartesi bazı ürünlerde damping yapacak demiştik. Ve bunun ilk ayağı olan Playstation 3, 399YTL’ye satılacaktı. Ancak dün gece 00:00 da, herkes bilgisayarının başına oturmuş heyecanla sitenin açılmasını bekliyor. Bir de ne görelim? Önce toplam Playstation 3 stoğunun 10 adetle sınırlı olduğu yazılmış. Daha sonra bu 10 tane Playstation’ın da gün içinde belirli saatlere yayılarak satılacağını duyuyoruz. Buna da evvallah diyip tam saat 00:00 olsun diye bekledik. Sayfayı yenilediğimde gördüğüm şey beni deliye döndürdü: “Server too busy”.

Şimdi sevgili Gedikgross yöneticileri, böyle bir kampanya yapıp, sonra bunu bütün medyaya basın bülteni şeklinde yayıp ilgi toplamak istiyorsunuz, ama gel görelimki serverınız buna izin vermiyor. Bu nasıl bir pazarlama stratejisidir? İnsanları, bilgisayarlarının başında esir edip ondan sonra da “kandırılmışlık” hissi veriyorsunuz. Bir de bu yetmezmiş gibi, “Dün geceki yoğunluktan dolayı bugün 19:10′da kampanyamız tekrar başlayacak diye” not düşüyorsunuz. Peki dün gece saatlerce sitenizi açmaya çalışan o kadar insan ne oldu? Bu insanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığınızı düşünüyorsunuz? Zaten insanların kafasında bir ton soru var ve buna rağmen size güvenmek istiyorlar ama siz kampanyayı yayınlayacağınız serverınızın kapasitesi yüzünden insanları mağdur ediyorsunuz. Yeni başlayacak bir oluşum için oldukça kötü bir imaj bu. Umarım bu hatanızı bir şekilde telafi etme yoluna gider, en azından “dün gece playstation 3 alma hayalinde olan” bir ton üyenize bir özür maili olsun gönderirsiniz (tabii serverınız yine kapasite sorunu yaratmaz ise)

Rakiple Dans Etmek

Ocak 30, 2008 tarihinde Hakan Yamanoğlu tarafından yazıldı

jeffreyJEFFREY GITOMER‘i tanıyanınız var mı? Kendisi Satışın Kutsal Kitabı‘nın yazarı ve satış üzerine ihtisas yapmış önemli bir abi.

Satışın Kutsal Kitabı‘nı okumadıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Heleki satış ve pazarlama üzerine kariyer yapan biriyseniz çok şey kaçırıyorsunuz demektir bu kitabı okumamakla. O kadar güzel, ilginç fikirler ve deneyimlerle doluki.. Vakti zamanında Jeffrey‘in Satışın Kutsal Kitabı adlı eserinden faydalanarak bir sunum hazırlamıştım. Bu sunumu tabiki sizlerle paylaşacağım fakat öncelikle bu sunumda da kullandığım bir kaç yararlı taktikten bahsetmek istiyorum.

Geçen gün hatırlarsanız, Pazarlama, Türkiye ve Dünya’yı Sarsan Girişimler adlı bir yazı yazmıştım. Ve burada ICQ gibi bir devin nasıl tahtından indirildiğinden bahsetmiştim. Daha sonrasında onun yerini alan MSN‘nin de, Facebook tarafından tahtından indirilmek üzere olduğunu anlatmıştım. Ve pazarlamanın yani doğal olarak satışın ne kadar önemli bir rol oynadığını görmüştük. Öyle ya;

“Bir ürünü pazarlarsanız o ürünü satarsınız”

Jeffrey amca demişki; “Rakipleriniz hakkında ne biliyorsunuz?” Buyrun sunuma :) Yazının devamı