Google Blog Search ile bloglar alemine yolculuk
Blog okumak hastalık gibidir. Eskiden bir konuda araştırma yapmak için genelde büyük ve adı bilinen, tabir yerindeyse marka olmuş web siteleri tercih edilirdi. Şimdi ise bir konu hakkında araştırma yapıyorsak en büyük dostumuz bloglar. Çünkü her daldan, her telden özgün içeriğe ulaşmak bloglar ile mümkün. Üstelik dünyanın her yerinde bu bloglardan milyonlarca var. Yani sınırsız bir bilgi havuzuna sahibiz. Ancak bu havuzda bilgiye ulaşmanın tek bir yolu var o da; “Doğru yere yüzmek“.
Bir şey hakkında araştırma yaparken karşımıza çıkan en büyük sorun aradığınız şey ile ilişkili web sitelerini bulabilmek. Bu konuda yerli yapımlardan Blograzzi, Türk internet kullanıcıları adına büyük bir açığı kapatıyor. Her ne kadar, uyguladıkları gizemli(!) puanlama sistemlerini ve ziyaretçilerinin feedbacklerine verdikleri tepkileri tasvip etmesem de Blograzzi’nin, “iş” anlamında Türk Blog Camiasına büyük katkılarda bulunduğunu ve bulunmaya da devam edeceğini düşünüyorum.
Yurtdışındaki blog arama sistemi örnekleri arasında ise Technorati hiç şüphesiz en iyi ve en büyük kitleye ulaşmış olan arama motoru. Technorati’nin karşısında ise önemli bir rakip olan Google Blog Search var. 2006 yılında faaliyete geçmiş olan Google Blog Search’ın Technorati’den bana göre en önemli farklarından birisi görselliği ikinci planda tutması. Aradığınız bir kelimeyle ilgili var olan blogları, aynı Google Search mantığı ile sorgulayıp, en hızlı şekildesonuca ulaşabiliyorsunuz.
Blogunuzun Google Blog Search dizininde listelenebilmesi için, blogunuzda RSS ile yayın yapmanız, ya da bir kaç ünlü blog dizinine (Technorati, Blogcatalog vs.) hali hazırda ping gönderiyor olmanız yeterli. Google bu RSS’leri ya da dizinlere gönderilen pingleri takip ederek, ilgili kategorilerde blogunuzun listelenmesini sağlıyor. Tabi ki burada, kullanılan anahtar kelimelerin önemi çok büyük. Mutlaka, blogunuzda yayınladığınız içerik ile ilgili anahtar kelimeleri kullanmaya çalışın. Bu sayede ziyeretçi trafiğinizi önemli bir biçimde arttırmanın yanında Google’ın blogunuzu uygun kategorilere yerleştirebilmesine yardımcı olabilirsiniz. Bu ne demek? Daha çok ziyaretçi demek : )
Eğer Google’ın blogunuzu listeleyebilmesi için bütün kriterleri sağladığınızı düşünüyor ve fakat blogunuzun Google Blog Search dizininde listelenmediğini görüyorsanız şu an için bu konuda bir şey yapabilmek söz konusu değil ne yazıkki. Zira Google Blog Search henüz beta aşamasında ve manuel olarak (Dmoz tarzı) blog eklenmesine izin vermiyor. Bununla birlikte Google’ın ilerki zamanlarda manuel olarak blog eklenebilmesi için bir çalışması da mevcut.
Bu arada “Teknoloji” kelimesi aramasında Teknoloji Herşeyim‘e, 8.000.000 milyon blog arasından 2. liği 1. liği layık gördükleri için de saygılarımı ve teşekkürlerimi iletiyorum Google’a : )
Blograzzi den ayrılanlar kervanı hakkında bir iki kelam
Son günlerde, bir Blograzzi’den ayrılma sevdasıdır aldı başını gitti. Bende dayanamadım ve bu konu üzerine bir iki şey söylemek istiyorum. Benim aklımda kalan ilk Blograzzi’den ayrılan ise PARANTEZİCİHAYATLAR’dı sanırım. Neyse bir önemi yok. Bu arada son günlerde blograzziden ayrılanlar üzerine olsa gerek, nihayet bir açıklama yayınlanmış. Gözüme takıldı…
Teknoloji Herşeyim’i ilk açtığımda, bende Blograzzi’ye üye oldum ve blogumu yayınlamaya başladım. Sürekli güncellenen bir teknoloji sitesi olduğundan dolayı olsa gerek (neye göre sıralama yapılıyor inanın bilmiyorum) ilk günlerde, Blograzzi ana sayfadaki “En aktif bloglar” arasında göründü hatta en aktif bloglarda ilk sıraya bile çıktığı gün oldu. E tabi yeni açılmış bir blog için insan, “vay be ilk günden en tepelere çıktık” diye düşünüyor. Ama biraz etraflıca araştırınca aslında kazın ayağı başka..
Blograzzi forumlarını da defalarca dolaştım, neye göre hangi algoritmaya göre puanlama yapılıyor ve siteler üste çıkıyor ya da alta iniyor tam bir yanıt bulamadım. Arda Kutsal sağolsun kendince birşeyler açıklamaya çalışmış ama bu yeterli değil. Yani insan düşünüyor 1 gün önce siten 3000 küsürüncü sıradayken bir gün sonra nasıl oluyorda 1500 sıra birden yükselip 1500. sıralara çıkabiliyor. Neyse bunu da geçtim… Asıl meseleler daha da büyük.
Hani bir teorim vardıya, “blog ne kadar güncel olursa, RSS’den takipte olan Blograzzi bunu anlıyor ve blogu en aktiflerin arasında gösteriyor. Hayır efendim yok öyle birşey. Bir gün önce bakıyorum “en aktiflerde 2. sıradayım” ertesi gün -ki güncellemelere aynı tempoda devam etmeme rağmen- en aktiflerin arasından kaybolmuşum. Aldığım yorumlar verilen kıytırık puanlar ve favorilere ekleme meseleleri ise dün nasılsa bugünde öyle olmuş. Peki nası olmuşta bu blog en aktiflerde bir anda yok olmuş? Bunun da cevabı yok, çokta önemli değil zaten.
Birde günün blogu uygulaması var ki evlere şenlik.. Orda hergün bir günün blogu seçiliyor ama neye göre, kim, nasıl seçiyor bunlar devlet sırrı gibi saklanıyor. Bazen bir bakıyorsunuz, içerik olarak vasat, 2 gün önce açılmış blog günün blogu seçiliyor. Şahsen benim için günün blogu felan seçilmek çok bişey değil, eğer bu blogu birileri takip edecekse, zaten eder kardeşim mevzu bu değil. Olay “neye göre seçiliyor bu bloglar”??? Bu da muamma..
Ana sayfadaki ilk 20 ise maaşallah hiç değişmiyor nerdeyse. Aralarında gerçekten ilk 20 de olmayı hak eden arkadaşlarım da var. Bu insanlar gerçekten yerlerini hak eder derecede bir okuyucu kitlesine sahipler ve keyif veren içerikler üretiyorlar. Bunları katmayarak konuşuyorum..
Ama o ilk 20′de öyle isimler var ki blog bile değiller.. Misal, orada bir komünitenin ne işi var Allah aşkına. Burada kimse sanmasın ki Bildirgeç‘e gıcığım var ya da herhangi bir kuyruk acısı durumu söz konusu.. Asla.. Anlayamadığım bu ilk 20 neden hiç değişmiyor, blog bile olmayan o sitelerin orada ne işi var..
Bir diğer konu, Google, Alexa gibi sitelerin değerleri neden blograzzi de geç güncelleniyor yoksa ellemi güncelleniyor? Anlayabilmiş değilim.
Ha, bana Blograzzi’nin herhangi bir katkısı oldumu? Orada aldığım 3-5 yorum dışında ne doğru dürüst ziyaretçi getirdi, ne de tanıtıma bir katkısı oldu.
Yazdıkça yazası geliyor insanın Blograzzi’nin bitmek bilmeyen problemleri hakkında. Ama bende konuyu fazla uzatmak istemiyorum. Bir tepki olarak Blograzzi’den ayrılmayı düşünüyorum bende. Gerçi bu seferde kendini bilmez bazı densizler reklam için Blograzzi’den ayrılıyorsunuz gibi laflar edecekler ama hiç önemli değil.
Bu yazı asla kimseyi kötülemek için yazılmadı. Sadece Arda‘nın biraz öz eleştiri yapması gerekiyor. Blograzzi gibi bir markayı yarattıktan sonra böyle boşvermişlik, böyle vurdum duymazlık, böyle çifte standart olmamalı. Arda Kutsal’a nacizane tavsiyem, “Blograzzi marka olma yolunda ilerlerken, biraz silkelenip kendine gel ve üyelerinin sorularını cevapsız bırakma” şeklinde olacak…
Bu yazıyı benim cache blogumda daha önce yayınlamıştım ancak olaylar ayyuka çıkınca buraya taşıdım.
Pazarlama, Türkiye ve Dünyayı sarsan girişimler
Her başarılı girişimin arkasında zeki insanlar vardır ve dünyanın en iyi uygulamasına imza atsanız bile eğer pazarlama işini başaramıyorsanız bir hiçsiniz.
Bundan seneler öncesine -yaklaşık 10 yıl öncesine- dönelim. Dönemin anında mesajlaşma yazılımı ICQ yu hatırlayalım. Yeni kuşağın bir çoğu ICQ‘yu hatırlamıyor bile. Başında gece gündüz mesajlaştığımız ICQ unutuldu gitti. -ben unutmadım ilk ve tek icq numaramı hala hatırlıyorum 18262540-
Peki bundan 10 yıl önce birilerinin gelip ICQ‘yu tahtından indirebileceği aklınıza gelirmiydi hiç? Elbette hiç kimsenin aklına gelmezdi. Ama dünyadaki pazarlama kanunu böyle işliyor.
“Sizden daha iyi işler yapan birileri mutlaka vardır.”
“Daha iyi işler” diyorum çünkü, yarattığınız girişimin tek başına mükemmel olması yetmiyor. Onu çok iyi pazarlayabilmelisiniz. Kişisel görüşüm ve önemli otoritelerinde belirttiği gibi, MSN, ICQ ile kıyaslandığında aslında ICQ‘dan daha hızlı bir iletişim aracı değildi. Doğruyu söylemek gerekirse hala ICQ‘nun o sade reklamsız ve hızlı versiyonunu arıyorum. -Burada hız derken yazdığınız iletinin karşınızdaki kullanıcıya ulaşma hızından bahsediyorum-
Peki nasıl olduda dönemin kralı ICQ tahtından indirilebildi? Burada pazarlama stratejisi çok önemli bir rol oynuyor.
Bill Gates diyorki;
“Başarımı, kendimden daha zeki insanlarla çalışmaya borçluyum”
ICQ‘dan daha hızlı olmayan bir yazılım olan MSN, büyün dünyayı ele geçirdi ve bir fenomen oldu neredeyse. Bunun en önemli nedenleri; kompakt yapısı ve çok hızlı yayılması, yani pazarlanması idi. Artık MSN hesabı olmayanı dövüyorlar bile diyebiliriz
Şu kuralı unutmamak gerekiyor;
“Sizden daha iyileri daima vardır ve var olacaktır”
Günümüze dönersek bu günlerde MSN’nin de tahtı sallanıyor hemde aynı kulvarda olmadıkları bir rakibi yüzünden. Adı Facebook. Adını “paper facebooks” dan alıyor. Bu, ABD’de tüm okullarda öğrencilerin ve öğretmenlerin doldurduğu ve kendilerini tanıtan bilgileri içeren bir formun adı. 2004 yılında, Hardvard üniversitesinde okuyan Mark Zuckerberg Harvard‘lı öğrencilerin birbirleri ile haberleşebilecekleri bir sosyal ortam yaratıyor. Daha sonra bu ortam, Boston civarındaki tüm okullara yayılıyor. En nihayetinde Ivy Ligi üniversitesine de sıçrıyor ve 2 yıl içinde bütün Amerika‘ya yayılıyor. 2006 yılında ise Facebook, bazı yaş sınırlamaları konarak bütün mail adreslerinin kullanımına açılıyor. -daha önceleri sadece facebooka kabul edilen okulun mail adreslerinin uzantıları ile üye olunabiliyordu-
Şu an Facebook‘un 2007 verilerine göre 37 milyon civarında üyesi bulunuyor. Peki Facebook nasıl olduda hayatımızı bir anda alt üst etti? Daha önce Yonja gibi girişimler de vardı. Facebook‘un farkı neydi?
Tabiki yine zeki insanlar çok zekice bir projeyle piyasaya girdiler. Örneğin, Facebook‘a üye olmak istediğinizde, eğer izin verirseniz Facebook sizin mail hesaplarınızdaki kontak listenize bakıyor ve eğer arkadaşlarınız Facebook‘a üye ise onları buluyor ve anında sizi buluşturuyor. Hatta ortak arkadaşlarınız var ise bunları bile size söylüyor. Kolay ve pratik..
Şimdilerde kimse MSN kullanmaz oldu, ofisteki arkadaşlar bile birbirlerine Facebook‘tan mesaj atıyorlar. -aslında engelli ama açmanın türlü türlü yolları var- Ayrıca çokta iyi bir reklam aracı Facebook. Bu kadar çok kullanılan bir uygulamaya kim reklam vermek istemezki? Zaten daha önce bunun Türkiye’deki ilk örneğini yaratan Turkcell‘in İştesöz uygulamasını sizlere tanıtmıştım. Facebook‘un şuanki piyasa değeri ise 16$ milyar dolar civarında. Korkunç bir rakam.
Keşke diyorum bizlerden de böyle güzel projeler çıksa. Ama biz hazıra konmayı seviyoruz. Türkiye’deki beğendiğim bir kaç girişimden ikisi olan Blograzzi ve Sosyomat‘ı örnek gösterebilirim. Bunlar çok başarılı projeler ama dünya çapına yayılacak kadar değil. Sonuçta önce yabancılar yaptı biz taklit ettik. Aslında buna neden olan birazda ülke koşulları sanırım. Hatta biraz daha yazarsam eğitim sistemine kadar ineceğim.
Teknoloji Herşeyim‘in “Hakkında” bölümünü okuyanlar az çok bilirler zamanında Kondor adlı bir işletim sistemi yazmaya kalktık ama finanse edemedik, grubu bir arada tutamadık, destekleyen çok az oldu ve yetmedi. Ama dışarıda durum böyle değil. Örnek yine, Facebook‘un arkasında European Founders Fund gibi dev finans şirketleri var. Bize de birileri böyle destek olsaydı neden yazmayaydık ki Türkiye‘nin ilk işletim sistemini?
Aslında daha çok yazacak şey var ama konuyu fazla da dağıtmak istemiyorum.
Umarım, Avrupa‘nın 30 sene gerisinden gitmeyi bırakır ve bir an önce elimizdeki müthiş beyinlerde dünyayı sarsacak projelere imza atarız. Tabi bunun için katetmemiz gereken çok yol var orasıda işin başka bir boyutu.
2. Digg protestosu geliyor
Dünyaca ünlü imleme sitesi Digg‘in başı yine protestocu userlar ile dertte görünüyor. Digg’in en popüler 4 kullanıcısı Andy Sorcini, David Cohn, Muhammad Saleem ve Reg Saddler, yeni puanlama algoritmasını beğenmemiş olacaklar ki artık hiç bir içeriği Digg’lemeyeceklerini ve siteye içerik göndermeyeceklerini açıklamışlar.
Hatırlarsanız geçtiğimiz yıl, HD-DVD ve Bluray formatlarının şifreleri kırılmış ve bu algoritmayı içeren kodlar Digg’lenmeye başlamıştı. Ama Digg yönetimi bu kodu içeren içerikleri illegal olduğu düşüncesiyle yayından kaldırmıştı. Kullanıcılar ise bunu protesto etmek için günlerce, bütün HD-DVD ve Bluray algoritmasının çözülmesini konu alan haberleri inatla Digg’lemişlerdi.
Bu tarz protestolar işe yarıyor gerçekten ve oldukça popüler olan Digg ve del.ico.us gibi yapıların, kullanıcıların istediği biçime girmelerini sağlıyor. Sonuçta bu siteleri var eden yine kullanıcılar. Ve yönetimlerin bu gibi protestolara kayıtsız kalmaması gerekiyor.






