BU KADAR CEHALET ANCAK TAHSİL İLE MÜMKÜNDÜR!

May 04

Sevgili Mehmet İşten’in geçen gün paylaştığım TDK’ya birisi Türkçe öğretsin! adlı yazıma yorum olarak yazmış olduğu ve çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seren bu ibret verici makalesini, kendisinin izniyle, tüm okurlarımızın takip edebilmesi amacıyla ayrı bir başlık altında yayınlıyorum. Konunun kökeni hakkında bilgi almak için öncelikle TDK’ya birisi Türkçe öğretsin! adlı yazıma bakabilirsiniz.

Bu makaleyi bizlerle paylaştığı için Mehmet İşten‘e yürekten teşekkürlerimi sunuyorum.

BU KADAR CEHALET ANCAK TAHSİL İLE MÜMKÜNDÜR!

Güzel atasözlerimizden biri “Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkün!” der. Halk zekâsının, ironisinin en güzel örneklerinden biridir. Bu atasözünün bu yazıda söz konusu edilecek durumdan daha iyi örneği var mıdır bilmem!..
Türk Dili dergisinin Mart 2008 sayısında Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın’ın “Geometri’nin Yeni Yayımı Dolayısıyla” başlıklı bir yazısı yayımlandı, kendisi aynı zamanda Türk Dil Kurumu Başkanı. Türk Dili dergisinin de sahibi olarak görünüyor künyede.
Türk Dili dergisi 56 yıldan beri çıkıyor. Türk Dil Kurumu’nun yayın organı niteliğinde. Dergininin künyesine baktığımızda yazı kurulunun ve danışma kurulunun, içinde Şükrü H. Akalın’ın da yer aldığı profesörlerden oluştuğunu görüyoruz. Bu, kimin için ne ifade eder bilemiyorum; ama bana derginin kariyer hesaplarının küçük bir mevzisi yapıldığını düşündürdü. “Unvan satmak”, “unvanla var olmak” yaygın bir çalışma biçimi bizde. Herhalde bu da onlardan biri diye düşündüm.
Bu kadar “dil profesörü” yazı kurulundaysa o dergide anlatım bakımından sorunlu yazıların olmayacağını düşünürsünüz, öyle varsaymalısınız. Varsaymalısınız ki yazılar bu “kurul”un denetiminden geçiyor, çünkü “kurul”un işlevi budur. Muhtemelen gerçek durum böyle değildir ama siz gene de böyle varsaymalısınız. Dolayısıyla yazılarla ilgili bir sorumlu arıyorsanız yazının sahibidir ve o “kurul”dur sorumlu olan.
Derginin varoluş amacı Türkçeyi korumak ve geliştirmek. Bu amaca uygun pek çok çalışma yaptığına da eminim, zaman zaman bu çalışmaların bazılarından haberdar oluyoruz. Ancak, yazı kurulunu oluşturan bu “profesörler” ve Şükrü Haluk Akalın’ın bizatihi kendisi yazdıkları yazılarda önemli sayılabilecek yanlışlar yapmamalı değiller mi? Dergide yayımladıkları yazıların özellikle dilin kullanımı bakımından örnek niteliğinde olması gerekmez mi? Dil sezgisi iyi bir lise öğrencisinin bile düşmeyeceği hatalara TDK profesörleri düşerse biz ne düşünmeliyiz?
Uzatmayayım, derginin künyesinde ve Akalın’ın yazısında gördüğüm bazı dil yanlışlarına değinmek istiyorum.
Derginin künyesinde yer alan bir dil yanlışıyla başlayayım. Yanında, yirmi küsur profesörün adını barındıran yazı kurulu listesi olunca ve bu künye yazısının yıllardır bu şekilde yayımlandığını düşündükçe bayağı “ironik” oluyor. İfade şu:

“ Dergide yayımlanan her türlü yazı ve şiirin yayın hakları Türk Dil Kurumuna aittir. Türk Dili dergisinde yayımlanan her türlü yazı ve şiir, Türk Dil Kurumunun yazılı izni olmadan bir başka yerde yayınlanamaz.”

Sanırım, ilk cümledeki “her türlü yazı ve şiir” sözünün etkisiyle ikinci cümlede de aynı söz kullanılmış. Oysa ikinci cümledeki, “hiçbir yazı ve şiir” olmalıydı. Çünkü, bilindiği gibi, Türkçede “her” sıfatı ile oluşan sıfat tamlamaları, özel bir kasıt olmadıkça, olumsuz yükleme bağlanamazlar; yani

“ her türlü yazı ve şiir……………….başka bir yerde yayınlanamaz”

yanlış;

“hiçbir yazı ve şiir …………………….başka bir yerde yayınlanamaz”

doğrudur.

Bu ifadelerin hemen altında da şu var:

“Yazı ve şiirlerin Genel Ağ (internet) ortamında yayımlanması; filme alınması, bestelenmesi veya oyunlaştırılması hakları da Türk Dil Kurumuna aittir.”

Bu ifadedeki bozukluk önemsiz görülebilir belki; ama dediğim gibi, böyle bir dergi ve böyle yazarlar söz konusu olduğunda rahatsız edici. Sorun şu, cümlede: “Genel Ağ ortamında” ifadesi başa alındığı için diğer eylemlerin de, yani “filme alınma, bestelenme, oyunlaştırma”nın da “genel ağ ortamı”nda olacağı anlamı çıkıyor. Böyle bir anlam oluşmasını önlemek için noktalı virgül kullanılmış, o da uygunsuz olmuş. Doğrusu şöyle olmalıydı:

“Yazı ve şiirlerin filme alınması, bestelenmesi, oyunlaştırılması veya genel ağ (internet) ortamında yayımlanması hakları da Türk Dil Kurumuna aittir.”

(Yayın haklarının, yapıtı yaratanın elinden bu ibarelerle alınmış olmasına, öyle varsayılması sorununa hiç girmiyorum; bu, sanırım pek çok dergide yazara yapılagelen bir saygısızlık ve eğer hukuksal olarak geçerliliği varsa haksızlık. Öyle düşünüyorum.)
Ayrıca “genel ağ” ifadesinde ilk harflerin neden büyük yazıldığını da anlamış değilim, “internet” özel bir ad değil ki. Türk Dil Kurumu kendi yazım kılavuzunda açıkladığı “büyük harflerin kullanımı” kurallarına bağlı kalmalı değil mi?

Gelelim asıl konumuza. Haluk Akalın, Atatürk’ün “Geometri” kitabının yeni basımı vesilesiyle, kapsamlı bir yazı yazmış. Başlardaki sorunlu kısımlardan sonra hoş ve yararlı bir yazı bu. Atatürk hakkında, Atatürk’ün Türkçeye katkıları konusunda pek çok ilginç bilgi var. Ancak yazan kişi bir dil profesörü, üstelik Türk Dil Kurumunun Başkanı; dergi de Türk Dil Kurumu’nun yayın organı olduğu için doğal olarak ben o “sorunlu” kısımları konu edeceğim. Akalın yazıda öyle dil yanlışları yapıyor ki insan “bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür” diyor ister istemez.

Daha ilk cümlesi şöyle:

“Hazırlığı geçen yıl başlayan ancak bu yılın ilk günlerinde baskısı tamamlanan Geometri, özel bir tasarımla Türk Dil Kurumu tarafından yeniden yayımlandı.”

Bu cümledeki iki eylemsi (başlayan, tamamlanan) çatıları yönünden farklı, biri edilgen biri etken çatılı. Oysa bu işe “başlayan” ve bu işi “tamamlayan” aynı özne olmalı değil mi? Her ne kadar görünüşte bir anlatım bozukluğu var gibi görünmüyorsa da kanımca cümle şöyle kurulmalıdır:

“Hazırlığına geçen yıl başlanan ancak baskısı bu yılın ilk günlerinde tamamlanabilen Geometri, özel bir tasarımla Türk Dil Kurumu tarafından yeniden yayımlandı.”

Hatta “baskı”nın yayımlanması garabetini ortadan kaldırmak için “bu yılın ilk günlerinde son şekli verilebilen” ifadesi tercih edilmeli. Yani en doğru biçimi:

“Hazırlığına geçen yıl başlanan ancak bu yılın ilk günlerinde son şekli verilebilen Geometri, özel bir tasarımla Türk Dil Kurumu tarafından yeniden yayımlandı.”

Yazının hemen başlarında şöyle bir cümle var:

“Yıllardır eski baskının tıpkıbasım yoluyla çoğaltılan ve Türk dili tarihinde çok önemli yeri bulunan Geometri 1937 yılındaki ilk baskısının üzerinden tam yetmiş yıl sonra yapılması bu özel baskıyı daha da değerli duruma getirmektedir.”

Anlayan beri gelsin!.. Anlayabildiğim kadarıyla cümlenin ilk bölümü “Yıllardır ilk baskısının tıpkıbasımının yapılması yolu ile çoğaltılan” biçiminde olacak; ama asıl affedilmez yanlış şu:
“Yıllardır eski baskının tıpkıbasım yoluyla çoğaltılan ve Türk dili tarihinde çok önemli yeri bulunan Geometri…” ifadesi geliş itibariyle cümlenin öznesi gibi duruyor. Doğru bir cümlede cümlenin öznesi olurdu. Fakat yazar bu bölümü bırakıp cümleyi tuhaf bir biçimde bitiriyor. Bunun nedeni “Geometri” sözcüğünün kurması gereken tamlamanın kurulmamış olması. “-in” tamlayan ekini getirirsek düzelecek sanırım, yapalım:

“Yıllardır ilk baskısının tıpkıbasımının yapılması yolu ile çoğaltılan ve Türk dili tarihinde çok önemli yeri bulunan ‘Geometri’nin 1937 yılındaki ilk baskısının üzerinden tam yetmiş yıl sonra yapılmış olması bu özel baskıyı daha da değerli duruma getirmektedir.” (abç)

Kuşkusuz bu denli karmaşık olmak zorunda değil, cümlenin yapısını değiştirmeden bu biçimde doğru hale geldiğini düşünüyorum; ama daha sade ve daha az karmaşık hali de kurulabilir:

“ ’Geometri’ yıllardır ilk baskısının tıpkıbasımının yapılması yolu ile çoğaltılıyordu. İlk baskısının üzerinden 70 yıl geçtikten sonra yapılmış olan bu özel baskı, dilimizin tarihinde çok önemli bir yeri olan kitabı günümüze taşıdığı için çok değerli.”

Yazıya baktıkça “Bu bir şaka olmalı.” diyorum, şaka değilse eğer kesinlikle “skandal!..”

Verdiğim ve vereceğim örnekler, yanlış mı doğru mu oldukları yoruma bağlı kullanımlar değil, konunun ilgilileri hemen anlayacaklardır bunu. Seçtiğim örneklerin “baskı hatası” gibi bahanelerle açıklanamayacağı da aşikârdır.

Yazının ilk sayfasından başka bir cümle:

“Atatürk’ün isteği doğrultusunda 12 Temmuz 1932 günü kurulan Türk Dil Kurumu, kuruluşunun ve Dil Bayramı’nın yetmiş beşinci yıl dönümünü çeşitli etkinliklerle kutlamakta, bir yandan Türk dili ile ilgili yeni çalışmaları, araştırmaları yayımlarken bir yandan da tarihsel önemi bulunan eserleri yeniden yayımlayarak meraklılarına sunmuştur.” (abç)

İddiam şudur: Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, bu yazıyı ‘kendi’ dergisi dışında bir dergide yayımlatamazdı. Dili bilen bir dergi editörü bu yazının daha ilk sayfasını okuyunca fırlatıp atardı.

Yukarıda alıntıladığım cümleye bakarsanız, iki yüklem olduğunu
( kutlamakta – sunmuştur ) görürsünüz. Elbette bu yüklemlerin birbiriyle uyumsuz olduklarını da fark edersiniz. Doğrusu şu biçimde olmalıydı:

“Atatürk’ün isteği doğrultusunda 12 Temmuz 1932 günü kurulan Türk Dil Kurumu, kuruluşunun ve Dil Bayramı’nın yetmiş beşinci yıl dönümünü çeşitli etkinliklerle kutlamakta, bir yandan Türk dili ile ilgili yeni çalışmaları, araştırmaları yayımlarken bir yandan da tarihsel önemi bulunan eserleri yeniden yayımlayarak meraklılarına sunmaktadır.”

Yazıdan başka bir cümle:

“Türkçenin bilim dili olarak gelişmesi zenginleşmesi ve özleşmesi düşüncesinde olan Atatürk, yeni türettiği Türkçe terimlerle yazdığı bu kitabın ‘kılavuz’ olduğu iç kapakta belirtilmektedir.”

Bu cümlede de çatı uyuşmazlığından, tamlayan eki eksikliğinden ve noktalamadan kaynaklanan anlatım bozukluğu var. “Atatürk” sözcüğünden sonra virgül kullanılmış olması onu özne yapıyor. Oysa daha sonra anlıyoruz ki “birileri tarafından” yapılmış bir “belirtme” var. Yani Atatürk özne falan değil. Özne “Atatürk” olsa cümle başka türlü bitecek zaten. Bu bilgiden yola çıkarak doğrusunu yazalım.

“Türkçenin bilim dili olarak gelişmesi zenginleşmesi ve özleşmesi düşüncesinde olan Atatürk’ün yeni türettiği Türkçe terimlerle yazdığı bu kitabın ‘kılavuz’ olduğu iç kapakta belirtilmektedir.”

Yazarımızın tamlayan eklerini unutma konusunda özel bir istidadı var.

Yazıdan bir de noktalama yanlışı örneği verelim:

Atatürk, Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasından sonra kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin “temelinin kültür” olduğunu, Cumhuriyet’in “yüksek Türk kültürü” temelinde yükseleceğini vurgulamıştır.

“Temelinin kültür” kuruluşuna sahip herhangi bir söz tırnak içine alınabilir mi Allah aşkına!..

Yine anlatım bozukluğu içeren ilginç bir örnek vereyim:

“Ülkenin aydınları, yazarları, şairleri, bilim adamları ve Türkçe sevdalısı her yaştan insanlar, hatta köylüler Türkçe’yi ve Türkçenin geleceğini konuşmak, tartışmak üzere ilk kez böylesine geniş katılımlı bir toplantıda bir araya gelmişlerdir.”

İlk olarak “hatta köylüler” vurgusundaki sakatlığa değineyim. “İnsanlar” dedikten sonra “hatta köylüler” derseniz bu ne anlama gelir? İnsan bile sayılamayacak olan “köylüler bile” gibi bir anlam taşımaz mı? Gerçekten de öyle görülüyorsa başka!.. “İnsan” yerine köylü sıfatının muadili olabilecek “öğretmen, okur” falan tercih edilmeliydi. Bu söylediklerim yorum belki; ama “her yaştan insanlar” gibi bir ifadenin Türkçede olamayacağı bir yorum değildir. “Her” sıfatı, kendisi birden çok olmayı ifade ettiği için, daha sonra gelen çoğul eklerini kabul etmez. “her yaştan insan” denmeliydi. Yani doğrusu;

“Ülkenin aydınları, yazarları, şairleri, bilim adamları, Türkçe sevdalısı her yaştan öğretmen, öğrenci, mühendis, doktor hatta köylü Türkçe’yi ve Türkçenin geleceğini konuşmak, tartışmak üzere ilk kez böylesine geniş katılımlı bir toplantıda bir araya gelmişti.” (abç)

Son bir örnek daha vermek istiyorum: Yazının 3. sayfasında “dokuz günlük oturumlar” diye bir ifade geçiyor.

“Başta Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin üst düzey yöneticileri dokuz günlük oturumları başından sonuna kadar izlemişlerdir.” (abç)

Cümlede “dokuz günlük oturumlar” ifadesi şu anlama geliyor. Her biri 9 gün süren birden çok oturum yapılmış. Oysa öyle denmek istenmiyor. Doğrusu şu biçimde kurulabilirdi:

“Başta Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin üst düzey yöneticileri dokuz gün süren oturumları başından sonuna kadar izlemişlerdir.”

Belki incelense başka örneklerde bulunabilir. Bu yazı aslında iki nedenle yazıldı. Birincisi dilimizi doğru kullanma bilincine katkı sağlamak. Umarım yapabilmiştir böyle bir katkıyı. İkincisi, devletin önemli makamlarının ”liyakat” esasına göre doldurulması gerektiğine duyduğum inançtan. Devlet, bu ölçülere uygun olmayan şekilde makam dağıtırsa her alanda giderilmesi imkânsız sorunlarla karşılaşıyoruz. Trafiğinden medyasına, ekonomisinden sporuna kadar pek çok alanda karşılaştığımız sorunların altında o alanlardaki yetkililerin gereken yeterliliğe sahip olmamalarının yattığına inananlardanım. Görünen o ki TDK’de de bir “arpalık” oluşmuş. Kişiler bir kurumun içinde kurumlaşırlarsa yenileşmenin, ilerlemenin önü tıkanmakta, herkes bulunduğu yerin küçüklüğüne, büyüklüğüne göre hanedanlıklar, hırçın krallıklar kurmaktadır. Trafik kurallarına uymayan trafik polisleri, kişilerin haklarına saygı göstermeyen adalet bakanları, dili bilmeyen dil profesörleri oldukça çağdaş, gelişmiş toplum olmakla ilgili sözlerin inandırıcı olamayacağı açıktır.
Bana göre, bir jeoloji profesörünün çürük binaya sağlam raporu vermesi ve pek çok kişinin ölümüne neden olması ya da bir çevre mühendisinin zehir saçan bir fabrikaya “çevresel koşullara uygundur” ruhsatını vermesi ve Türk Dil Kurumunu böyle profesörlerin yönetmesi arasında bir fark yoktur.

Mehmet İşten

Etiketler:, , , , , , , ,

Cevap yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>